• BIST 107.763
  • Altın 151,770
  • Dolar 3,7007
  • Euro 4,3511
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 11 °C

Düştüğün yerden kalkmak - Garip Sağlık

Düştüğün yerden kalkmak - Garip Sağlık
Allah cc, Musa as ve kavmine, Filistin’deki putperestlerle cihadı emretmiş,İsrailoğulları ise itaatsizlik etmiş ve 40 yıl Tih çölünde cezalandırılmış, rezil olmuşlardı. Nesil değişip yanlışlarını anlayan hikmetli kişiler çıkınca kurtuluşun ancak Allah’ın

DÜŞTÜĞÜN YERDEN KALMAK

Müslümanların bu günkü durumu içler acısıdır. Bu acı hâl sadece Müslümanları değil tüm insanları ilgilendirmektedir. Çünkü İslam’ı yaşayan Müslümanlar sadece kendilerine değil yaşadıkları tüm dünyaya güçleri yettiğince doğru inanç, güzel ahlak ve adaleti taşımış, kötülükleri engellemişlerdir. Bu gün ise zaman, Peygamber Efendimizin sav doğumundan evvelki fetret zamanı gibidir.

Garip Sağlık / Hucurat Hareketi

O günleri hatırlayın; İsrailoğulları, Musa (as)’ın getirdiği mesajı, servet ihtirası, açgözlülük, koyu milliyetçilik, faizli muamele gibi karakterleri sebebiyle tahrif etmiş, güçlü oldukları zamanlardaki gaddarlıkları, edepsizlikleri ve fitne fesat çıkarmaları sebebiyle de diğer milletler onları çok zalim yöntemlerle cezalandırmışlardır. Ahlaki bozuklukları, ruhi çöküntü ve sosyal bozuklukları[i] sebebiyle yeryüzündeki insanlar için bir umut kaynağı değil fitne fesat kaynağı olmuşlardır.

İsa’nın (as) getirdiği Tevhit dini; pavlus tarafından ilk darbeyi yemiş ve son darbeyi Romalılar tarafından iznik konsülünde yiyerek tahrif edilmiştir. Hristiyanlığa dönüşen bu din, Yunan mitolojileri, Roma putperestliği, Mısır eflatunculuğu ve ruhbanlıkla saptırılarak insanlığa umut ışığı olacak potansiyelinden koparılmıştır.

O günlerde dünyanın iki süper gücünden biri olan Romalılar yaptıkları savaşlar, katliamlar, yağmalamalar ve eziyetlerle dünyanın altını üstüne getirmişlerdi. Halk içinde çıkardıkları mezhep savaşları, adaletsizlikler, milliyetçilik, rüşvet, hile, vergi ve zamlar ile toplumlarını inim inim inletmişlerdi.

Diğer süper güç olan İranlıların, hükümdarlarını ilahlaştırmaları, her türlü ahlaksızlığı mubah görmeleri, toplumlarını sınıflara bölmeleri, kendi milletlerini başkalarından üstün görmeleri, Zerdüşt’ün getirdiği kaideleri bozarak putperestliğe sapmaları yenilmelerine sebep oldu. Ne kendilerine ne de diğer insanlara bir umut ışığı olmadılar.

O günlerde Avrupalılar bir karanlığın içinde debelenmekte, Türkler, Moğollar, Japonlar gibi milletler de bozuk Budizm ile gülünç bir putperestliğin etkisinde yaşamaktaydılar.

Hintlilerin; ilahlarının çokluğu, cinsel azgınlıkta aşırılıkları ve halklarını sınıflara ayırmaları sebebiyle büyük bir sınıfsal zulüm yaşanmaktaydı. Çinlilerin, bir kısmının dünyadan uzaklaşan ruhbanlara dönüşmeleri bir kısmının sadece dünyevi/seküler Konfüçyüs felsefesi ile hareket etmeleri, bir kısmının ise buda heykellerine tapınmak, sihir ve ahlaksızlıklarla yaşamlarını sürmeleri sebebiyle halk yoksulluğa mahkûm edilmekteydi.

Araplarda ise tüm bu hastalıklara ilave olarak içki, kumar ve faiz aşırı şekilde kullanılmakta, kabile milliyetçiliği en üst düzeyde yaşanmaktaydı. Sadece, çöl ve yaşam şartları sebebiyle şiir, ifade gücü, hafıza, hürriyet, binicilik ve cesaret konularında oldukça gelişmişlerdi.

Yani yanlış inanç, ahlaksızlık, aşırı milliyetçilik, adaletsizlik, liderlerini kutsama ve diğer halkları sömürme, aşağılama bu medeniyetlerin sonu oldu. Bu anlattıklarım başka isimlerle de olsa tıpkı bu gün devam etmiyor mu?

Bu yüzden Müslümanlar hem kendilerini hem dünyayı kurtarmak, kötülükleri engellemek için iktidara gelmek zorundadırlar. Bu sakıntılardan kurtulmak ancak düştüğümüz yerden kalkmakla mümkündür. Yani çözüm İslam’ı gereğince yaşamaktır.

Allah cc Musa as ve kavmine, Filistin’deki putperestlerle cihadı emretmiş, ardından İsrailoğulları itaatsizlik etmiş, karşılığında 40 yıl boyunca Tih Çölünde deli divane şeklinde dolaşmış, rezil olmuşlardır.[ii] Nesil değişip yaptıkları yanlışı anlayan hikmetli kişiler gelince Tih Çölünden kurtuluşun yani zilletten kurtuluşun ancak Allah’ın emrini yerine getirmekle mümkün olduğunu anlamışlardı. Bu yüzden Talut’un komutasında cihadı yerine getirerek tekrar izzet bulup devletlerini kurmuşlardı.

Müslümanlar yapmaları gereken salih amelleri yerine getirmedikleri için zillettedirler. Bunun çaresi salih amelleri işlemeleridir. Bu salih amelleri şöyle izah edebiliriz; inanılması gereken inanç kaideleri, uygulanması gereken ahlak kaideleri ile yapılması ve yapılmaması gereken ameller/eylemlerdir.

İslam İnancına Sahip Olmak

Sahip olmamız gereken inançlar, Kur’an ve Mütevatir Hadislerde anlatılan konulardır ki bunlar akaid kitapları adı altında düzenlenerek (Eş’ari Akidi, Maturidi Akaidi) günümüze kadar gelmiş eserlerdir. Kısaca bunlardan bahsetmek gerekirse;

  • Allah cc’ı tüm sıfat, fiil ve isimleri/esması ile tanıyarak O’na inanılmalı, O’na ortak koşulmamalı ve kimsenin O’nun seviyesinde ya da bir ilah, rab seviyesinde olmadığına inanılmalı,
  • Allah cc’ın bahsettiği, gözle göremediğimiz (ğayb olan) melek, cin, şeytan, ruh gibi varlıklara ve bunların özelliklerine inanılmalı, 
  • Allah cc’ın insanları dünya ve ahirette mutluluğa götürecek yeterli bilgileri anlattığı ilahi kelama (Kur’an ı Kerim’e ve diğer bozulmuş kitapların bozulmamış haline)  inanılmalı,
  • Allah cc’ın görevlendirdiği insanlar arasında örnek alınacak ve kendisine itaat edilecek elçilerin (peygamberlerin) ve son resulün Hz Muhammed (sav) olduğuna inanılmalı,
  • Allah cc’ın dünyayı bir imtihan mekânı, kabri kıyameti bekleme mekânı, ahireti de hesap, ceza ve mükafat mekanı olarak yarattığına inanılmalı. Ahiretin ebedi olduğuna, dünyadaki işlenecek salih ameller ile Allah cc’ın rızasının kazanılacağına inanılmalı,
  •  Allah cc’ın kaderi bildiği, kazayı zamanı geldiğinde hayrı ile ve şerri ile istediği gibi yaratacağına inanılmalıdır.

Bu ana kuralların dışında nasslarda/kaynaklarda/Kur’an ve Mütevatir hadislerde bahsedilen diğer inanç konulara da inanılmalıdır.

İslami Amelleri Güç Yettiğince Yaşamak

Yapılması emredilen ve nehyedilen/yasaklanan amellerin dereceleri birbirinden farklıdır. Muhakkak yapılması gerekenlere farz ve vacip, yapılmaması gerekenlere haram denir. Yapılması gereken tamamlayıcı amellere sünnet, yapılmaması istenenlere ise mekruh denir. Bunlar teşvik edilir ama mecbur kılınmaz. Bunların dışındaki ameller/eylemler yapılırsa iyi olur yapılmazsa bir şey olmaz denilen müstehaplardır.

Yapılması ve yapılmaması gereken ameller İslam fıkhı/hukuku adı ile yüzyıllar önce kitap olarak hazırlanmış (Hanefi fıkhı, Şafii Fıkhı, … ) ve halen faydalanılmaktadır. Güncel konular ve sorunların çözümü için fıkıh/hukuk ehli olanlar/uzmanlar tarafından ictihad edilir. Çünkü ictihad kapısı açıktır.

Bunların içinde İslam’ın şartları diye adlandırılan temel ameller uygulanmalı, büyük günahlar diye adlandırılan amellerden de sakınılmalıdır. Diğer konular gündem oldukça öğrenilmeli ve yaşanılmaya çalışılmalıdır. Aşırılığa (İfrat ve tefrite) dikkat edilmeli, her amel Peygamber Efendimizin sav koyduğu ölçüde uygulanmalıdır.

İslam Ahlakı ile Ahlakımızı Şekillendirmek

Ahlak ise kişinin inancına uygun ameller yapması ve işlediği amellerin şeklinin sünnete uygun olmasıdır. İnsanın Allah ile nefsi/benliği ile şeytan ile diğer insanlar (kâfirler, münafıklar, Müslümanlar) ile hayvanlar ve çevre ile yani her canlı ile ilişkisinde Peygamberimizin sav çizdiği ölçülere uygun davranmasıdır. Örnek vermek gerekirse;

  1. Allah cc’a karşı Müslümanın görevleri; gereği gibi zikretmek, ibadet etmek, dua etmek, kurban kesmek ve ona asla şirk koşmamaktır.
  2. Şeytan, insanın apaçık düşmanı diye Rabbimizin tarif ettiği ancak kıyamet sabahına kadar yaşamasına müsaade ederek izin verdiği bir varlıktır. Bu varlığı tanımak öncelikli konulardandır. Her Müslüman onu tanımalı ve onunla nasıl mücadele edeceğini öğrenmelidir.
  3. Nefis/benlik, insandan ayrılamayan ancak insandan ayrı ele alınıp tanınması gereken bir yönümüz ve bizim terbiye edilmemiz gereken parçamızdır. İnsan; beden, ruh ve nefisten oluşur. Onu tanıma ve terbiye etmenin yolları bilinmelidir.
  4. Adaplara uygun günlük hayatımızdaki sünnet öğrenilip yaşanmalıdır.
  5. Sosyal yaşantıda diğer insanlara nasıl davranılacağının hukuku bellidir. Bunlar öğrenilip yaşanmalıdır.

Sosyal ilişkide bulunulan kişilere; ana babaya, kardeşlere eşlere, akrabalara, komşulara, korunmaya muhtaçlara (dullar, engelliler, yetimler, mahpuslar ve aileleri ile sokak çocukları ve bağımlılar), fakirler ve miskinlere, yolda kalmışlara, delilere, Allah yolunda olanlara karşı görevler yerine getirilmelidir. Ayrıca ticaret ve savaş ahlakı hayatın bir gerçeği olarak öğrenilmelidir.

Müslümanın çevresine ve çevresindeki insanlara hatta hayvanlara bile nasıl davranacağı Peygamber Efendimizin hadislerinde açık olarak anlatılmaktadır. Âlemlere rahmet olarak gönderilen bir Nebinin ümmeti olmak güzel ahlakı her yerde yaşamayı gerektirmektedir.

  1. Örnek bir şahsiyet olmak, İslam kardeşliğini yaşamak ve davetçi ahlakı elde edilmelidir.

İste bu sayılan kaidelerin her biri ölene kadar öğrenilmesi ve yaşanması gereken konulardandır. İşte kurtuluş yolu budur.

 

 

 

[i] Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti, Ebul Hasen ne Nedvi, Kayıhan yay s:78.

[ii] Tih’ten Çıkış, Muhammed Kutub, Buruç Yayınları.

Kaynak: Haber Kaynağı
Etiketler:
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Hucurat Hareketi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0532) 213 58 04 | Haber Scripti: CM Bilişim